Ana Sayfa

Birgün Pazar - Işık Öğütçü/Kadir İncesu - 15 Eylül 2013

BABAM EZİLENLERİN ZABIT KATİBİDİR

 
 


Bir sohbetimizde “Orhan Kemal Türkiye’dir” demiştiniz. Biraz iddialı bir söz değil mi?

Sizce de öyle değil mi? Türkiye’nin temel insanlık sorunlarını en tarafsız şekilde yansıtan,sosyolojik gelişmeleri çok net ifade eden ve halkın en temel sıkıntılarını satırlarına gerçekçi şekilde yansıtan bir yazardan söz ediyoruz.Bu yazar sadece yerel olduğu için değil,yerelden evrensele ulaştığı içinde, Türkiye’nin sayılı edebiyatçılarından biridir.Tabii benim böyle bir şey dememem gerekiyor.Ama demesi gerekenler de Sezar’ın hakkını Sezar’a maalesef vermiyor.

Orhan Kemal’in eserlerine tarafsız bir gözle bakabiliyor musunuz?

Son kitabım olan “Zamana Karşı Orhan Kemal”de bunu yaptım.Bu kitapta sadece olumlu değerlendirmeleri değil,olumsuz görüşleri de yansıttım.İşte yukarda sorduğunuz sorunun gereğidir aynı zamanda da, ben olumlu olumsuz tüm görüşleri bir araştırmacı olarak tarafsız yansıtıyorum.Bütün görüşleri okuyucu okuyor ve sonunda hepimizin kararı “Orhan Kemal Türkiye”dir oluyor.

 

1980 sonrası ailenizin Orhan Kemal için yaptıklarını sormak istiyorum. Aslında ölümünden 80’li yıllara kadar olan dönemi de es geçmeyelim… 40 yılda neler oldu? (80 öncesi olanlar… Orhan Kemal Roman Armağanı-Müze, diziler vd…)

O tarihte ben okuyordum.Ama aynı zamanda oyun sezonunda Kenter Tiyatrosu’nda kitap satarak çalışma hayatının çilesini görüyordum.Kendi ayağımızın üzerinde durma mücadelesi verirken,Orhan Kemal kitaplarında yaşıyordu.Fazla bir imkanımız olmadığı içinde “Orhan Kemal Roman Armağanı”nın dışında başka bir etkinlik yapamıyorduk.Ama yıllar içinde iş sahibi olup,imkanları doğru kullanınca 2000 yılında onun adını taşıyan müzesini kurdum.Gerçekten de benim hayatımda o günden sonra değişti.Toplumumuz böyle vefalı çalışmaları hep sevgiyle karşılar.Bana da o ilgiyi,sevgiyi yansıttılar.Ben de onları aldatmayarak,üstadı geleceğe taşıma işinde bir nefer olarak,bir müze bekçisi olarak görevimi yapıyorum.Koca Orhan Kemal Müzesi’nin bekçisi olmak,birçok şatafatlı ünvana bedeldir.Tabii bu çalışmalar babamı daha da çok görünür kılınca,yapımcılar eserlerini dizi yapmaya başladılar.Bundan sonra da Orhan Kemal eserleri dizilere,filmlere kaynaklık etmeye devam edecektir.

Babanızın kahramanları içersinde kendinize en yakın bulduğunuz hangisi oldu?

Aslında bu kaleminin ne kadar güçlü olduğunu göstermesi açısından da çok önemlidir.Bütün kahramanlarını severim.Okuduğunuz zaman o kahraman olmamanıza imkan yoktur zaten.Ama “Elli Kuruş” öyküsündeki gazeteci çocuğu kendime yakın bulurdum herhalde.İnsan onurunun duruşunu göstermesi açısından çok önemlidir.

 

Peki babanızı en çok hangi kahramanıyla özdeşleştiriyorsunuz?

Babam “Eskici ve Oğulları” severdi.Sanırım oradaki Topal Eskici onun favorisiydi.Ama kitabından bölümler okuduğu “Murtaza”da da bir bakarsınız Murtaza olurdu.O aslında kitaplarını yazarken o kahramanların ta kendisiydi.Cinsiyet ayırmadan,çocuk büyük demeden tüm yansıttığı kahramanlar hayatın içinden süzülüp gelmiş,ona hikâyelerini anlatmışlar ve yollarına devam etmişler gibidir.Onun için Orhan Kemal ezilenlerin zabıt kâtibidir.

Babanızın yeni yaşında okurları bekleyen yeni sürprizler var mı?
(Bugüne kadar babanızla ilgili yaptığınız kitap çalışmalarından söz edin. Yüz Karası romanından da…)

Çok üretken bir yazar ile karşı karşıyayız.Onun beş yılda on yılda bir roman yazma lüksü hiçbir zaman olmamıştı.Bir yazı işçisidir.Dalga geçme,tatil yapma lüksü yoktur.Bu nedenle gazetelere,dergilere sürekli yazmıştır.Onun izini sürerken gerçekten başım dönüyor,temposuna sadece hayranlık duyuyorum.Şu sözleri söylerken bile tüylerimin diken diken olduğunu belirtmek isterim.Onun için abartmıyorum yine bunu söylemek bana düşmez ama ölümsüz olduğunu görüyorum.Bakın “Yüz Karası” dediniz.Bu kayıp romanını tam elli bir yıl sonra buldum.Sürpriz var mı diye sordunuz?Üstat sürpriz kaynağı.Bir kayıp romanını daha buldum.O da 1961 de “Büyük Gazete”de yayınlanmış “Uçurum” romanı.Ama sanıyorum dergi kapandığı için sonu gelememiş.Bunun sonunu da ben sürpriz şekilde birkaç cümleyle bağladım.Bunun dışında hiç yayınlanmamış öyküleri,kendi yaptığı röportajları,fotoğraf albümü,mektupları yüzüncü yaşında göreceğiz.Bu arada biraz daha geriye giderek dedem Abdülkadir Kemali’nin yayınladığı gazetesi “Toksöz”deki makalelerini “Toksöz 1924” adıyla kitaplaştırdım.Yakında o da raflarda yerini alacak.Umarım oynanır benim oyunlaştırdığım iki tiyatro eseri de mevcut,bunlar: “Nazım Hikmet’le 3,5 Yıl” ve “Arkadaş Islıkları”dır.Yani sözün kısası 2014’te onun 100.Yaşını bu kitaplarla kutlayacağımızı müjdeleyebilirim.

“Babam kendi hayatını yaşadı, mutlu yaşadı” diyebiliyor musunuz?
(Geçim sıkıntıları, hapse girişleri, telif sıkınıtlarını da anlatarak…)

Sadece kendisinin mutluluğunu düşünmediği için,hayatta mutlu yaşadı diyemem.O bir düşünce adamı,ideallerini satırlara yansıtan bir devrimci,bir mücadele insanıydı.Tabii ki hayat somurtmayla geçmez.Mutlu olduğu dönemler de olmuştur.Ama fotoğraflarına baktığınızda hep bir hüzün,hep bir şeylerin en iyisi olmasını isteyen bir profille karşılaşırsınız.Bu da halkı önemsemekten,onlara değer verilmemesini,onların kandırıldıklarını gördükçe üzülen hümanist bir insanı görürsünüz.Kitaplarında kurtuluş yolunun yine kendilerinin ellerinde olduğunu yazarak çözümü de verir aslında.Ama kurtulmak istemediklerini gördükçe de yine de kızamaz onlara.İçine atar,o zaman mutsuz olur.Ben bunları görüyorum.Hakkının karşılığını alamamak veya eserlerinin ucuza kapatılmasına ses çıkaramamak da dolu dolu mutlu olmasına engel olmuştur tabii.Üstüne üstlük bir de hapislik yaşamına engel olabilmiştir.Ama parasını alamadığı zaman kızmış,hapise girdiği zaman bunu bir tecrübe olarak değerlendirebilmiş, halkın çektiği sıkıntıların yanında bunların hepsinin boş olduğunu da belirtebilmiştir.


Söz açılmışken anne ve babanızın tanışmalarını da sizden dinlesek…

Işık Öğütçü: Milli Mensucat, tekstil fabrikası… Babam orada kâtip, annem de dokumada çalışıyor. Diyorum ya Orhan Kemal bir Türkiye hikâyesi aslında… 1930’ları o fabrika üzerinden çok iyi anlatıyor… Ağalığı yansıtıyor; modern ağa, onun ortağı cahil ağa, İtalyan mühendis var; onların sürtüşmesi, kuşak çatışması… Orada bir de aşk filizleniyor. Annem de çok güzel bir Boşnak kızı..
Herkesin vurulduğu bir kadın. Babam da kendisine göre yakışıklı, dönemin iyi futbolcularından… Tanınan bir insan. Fabrika içersinde, gidiş gelişlerinde annemi görüyor ve âşık oluyor.

Annemi babasından İzzet Usta’yı aracı koyarak istetiyor. Kitaplarının büyük kahramanları vardır; İzzet Usta, İlyas Usta.. Bu ustalar da birisini sembolize eder. O ‘Usta’ ağabeyimin adını aldığı Nazım Hikmet’dir. Babam bazen daha da ileri gider tarif de eder: ‘sarı saçlı, mavi gözlü’. ‘Usta’yı iyi bilir. Ama o ‘Usta’lar hiçbir zaman slogancı değildir. Çok aklı başındadırlar. Örneğin, ‘kitap okuyun’ der. “Avare Yıllar”da babam çok güzel anlatır. İzzet Ustayla da gidip, istemişler. İzzet Usta da babamın babasını, kim olduğunu anlatmış. Oranın ahalisi dedemi biliyor tabii. “Yav, öyle bir adamın oğluna veriyorum kızımı; hiç başlık maşlık da istemem, al bir çul, sar kızı götür” diyor. Babam da diyor ki: “Aman ustam, kızın babası babama değil bana veriyor kızı. Bir yanlışlık olmasın.” Çünkü kendisinin ne olduğunu çok iyi biliyor. Bu yokluk içersinde evleniyor. Hatta bir mektup var. 2014’e doğru o mektupları çıkaracağım. Dedem üç mektup yazmış babama. 1937’deki mektubunda “Bir tarladan icar alacaksın. O icarın bir kısmını şuraya bir kısmını şuraya ver, şu kadarını da kendiniz kullanın” diyor. Böyle de bir jest yapıyor dedem. Başlarında babaanne var. Babaannenin bir evinin odasına yerleşiyorlar. Konu komşudan, akrabadan hava atmak için bir takım eşyalar alınıyor, takılar takılıyor ki konu komşuya zengin bir aileye gelin gittiği izlenimi verilsin. Belli bir süre sonra da hepsi geri gidiyor alınanların… Babam “Avare Yıllar”ın sonunu çok güzel bitirir. Kitaplarının sonlarında bin, iki bin sayfalık kitaplara konu olacak malzemeler var. Babam öğle yemeğine geliyor, annem bir yatağın üzerinde oturuyor. Etrafta eşya kalmamış, elbiseler, takılar gitmiş hiçbir şey kalmamış, üzgün bir şekilde oturuyor. Annem anlatıyor durumu; babamın da haberi var, ama söyleyememiş anneme. Annemin desteği de çok önemli… Babam da bu perişanlığı görünce çok üzülüyor. Babamın kadın kahramanları, erkeğin yanında bir güç olarak dururlar. Her zaman başı diktir. Orada Cemile bunu çok güzel vurguluyor: “Aldırma kocacığım aldırma, herkes sakız çiğner ama çingene kızı tadını çıkartır.” Son cümle ise şöyledir, babamın yazdığı: “Hayatın tadını çıkarmaya devam ettik.” İki cümle. Bu iki cümle bu yapıtların şaheser olmasına yetecek güçtedir. Hem “Avare Yıllar”da hem de “Eskici ve Oğulları”nda geçen bir sözü vardır: “Kara gün kararıp gitmez.” Yeni bir keşifmiş gibi görüyor herkes. Değil, kitaplarda neler var. Ne paragraflar, ne cümleler. Babam bunları da “Yav tarihe bir şey kalsın “ diye söylememiş. O kadar olağan, o kadar hayatın içinden ki söyledikleri. Ama bugün düşündüğümüzde müthiş bir felsefi yapıya sahip olduğunu görüyoruz. Hatta Selim İleri bir gün sohbet ederken “Babanın ‘Önce Ekmek’ öyküsünün ilk cümlesi altı yüz sayfalık kitaba bedeldir” dedi. Demek ki sadece ben değil başkaları da benzer bir şekilde düşünüyor. Evrensel bir hale geldi bu konu. Pakistan’da “Nazım Hikmet’le 3,5 Yıl” yayınlandı. Yayıncı çok önemli şeyler söylüyor. Orhan Kemal’i ”Baba Evi”, “Avare Yıllar”, “Cemile”, “72. Koğuş” ve “Nazım Hikmet’le 3,5 Yıl” kitaplarıyla tanıyor. Benim bir şey söylememe gerek yok, Farrukh Sohail Goindi’nin söylediklerine bakalım: “Orhan Kemal'in edebiyatı, kendisinin olduğu kadar Türk halkının da yaşamının gerçek bir yansıması. Onun güçlü ve akıcı kalemi, önemi zamanla artan bir edebiyat üretiyor. Bu yüzlerce yıl kıtaları yöneten ve şimdi ışığıyla üçüncü dünya ülkelerini aydınlatan bir medeniyetin edebiyatıdır

Orhan Kemal'in eserleri, Pakistanlılar için henüz yeni olmasına rağmen bizim yazarlarımızı, entelektüellerimizi, fikir adamlarımızı, bizimle tamamen benzer konulardan ötürü çekiyor. Türk medeniyeti bölgedeki diğer kültürler üzerinde büyük bir etki bırakan muhteşem bir medeniyet. Türk yazarları da unutulmaz klasik edebiyat ürettiler ve kuvvetle inanıyorum ki bu hazine açığa çıkarılmalı ve diğer kültürlere de tanıtılmalı. Orhan Kemal'in edebiyatı, kendisinin olduğu kadar Türk halkının da yaşamının gerçek bir yansıması. O toplumun alt ve üst kesimi arasındaki dinamikler ile ifadesine güç veren ilerici bir yazar. O toplumunun kaba ve trajik yanını ortaya koyuyor. Onun güçlü ve akıcı kalemi, önemi zamanla artan bir edebiyat üretiyor. Bu yüzlerce yıl kıtaları yöneten ve şimdi ışığıyla üçüncü dünya ülkelerini aydınlatan bir medeniyetin edebiyatıdır.”

Orhan Kemal’in “Yarına birkaç kitabım kalır mı, kalırsa yeter” diye bir cümlesi var. Kaldı mı gerçekten Orhan Kemal?

Kalmaz olur mu? Orhan Kemal’in aslında bize ihtiyacı yok. O, çok büyük bir güç. O hep kalacak. Işık, Nazım olsa da olmasa da hep kalacak. Ama daha güçlü kalması lazım. Biz, bu hayatı gerçekten her türlü sıkıntısıyla çeken insanlar olarak, çok daha iyi yerlerde, zirvede, zirvelerde olmasını hep arzuluyoruz. Bunu biz birinci kuşak olarak görmek istiyoruz. Eğer bunu görürsek, işte o zaman doğru çalışmalar yapmış olduğumuzu, babamızı doğru bir zemine oturttuğumuzu görmüş oluruz. Yoksa Orhan Kemal’e hiçbir şey olmaz.

 

Devam eden çalışmalarınız var mı?

Orhan Kemal bir hazine. O’nda bitmez. 2013’de Orhan Kemal Fotoğraf Albümü yapmayı düşünüyorum.
2014’de Orhan Kemal’in mektupları “Eşe dosta selam” adıyla yayınlanacak. Hem yazdığı hem de kendisine yazılan mektuplar yer alacak bu çalışmada. Karşılıklı mektuplaşmalar olduğu için çalışması da uzun sürüyor. Orhan Kemal’in kitaplaşmamış öykülerini kitaplaştıracağım. Toplama aşamasındayım. Uzun ve titiz bir çalışmayı gerektiriyor. Bu aramalar sırasında enteresan şeyler çıkarsa da şaşırmam. Geçenlerde babamın sarı defterleri içinde Eylül 1957’de tuttuğu bir not gördüm: “Gündüz Gazetesi, Eylül 100 – Ekim 150 TL”
Bir araştırmacı böyle bir ipucu yakaladığı zaman durması imkânsız. Gündüz gazetesini buldum. Gündüz’de yayınlanan öykülerini çıkardım. “Gavurun Kızı”, “Son Kurşun” adıyla çıkmış. “Oyuncu Kadın”, “Konya Oturak Âlemleri” diye tefrika edilmiş. “İki Damla Gözyaşı” aynı adla yayınlanmış. Fakat yazar kısmında ‘Türkiye’nin çok önemli, ünlü ses sanatkârı’ diyordu. O öykü daha sonra İlhan Fahri Demir adıyla yayınladığı kitapta yer almış. “Son Kurşun” ve “Konya Oturak Âlemleri” de İlhan Fahri adıyla yayınlanmış.

“Babam dışlandı” mı demek stiyorsunuz?


Bu çok doğru bir saptama… Bir takım çelmeler, ayak oyunları, en yakın bildiği insanlar tarafından dışlanmalar. Babam reklamı seven, kendini öne çıkaran bir insan değil, gidip gazeteleri dolaşsın ‘beni parlatın’ desin. Kesinlikle böyle yapmaz. Ama eserleri var, görülsün istiyor.
Orhan Kemal ve döneminin yazarları –ki çoğu yakın dostuydu- bir çağı kapatıp, bir çağı açtılar. Toplum olarak, o kitaplarda anlatılanların hızına ulaşıp, o dönüşümü demokratik olarak yapabilseydi toplum, Orhan Kemal ve toplumcu yazarlar çok daha başka bir konumda olur, hepsi baş tacı edilirdi. Onların açtığı yoldan pek çok yazar daha güçlü ve sağlıklı ilerleyebilirdi. Bu açıdan Orhan Kemal’in kitaplarının yurtdışında yayınlanma işinin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Türk edebiyatının yol açıcıları, amiral gemileri olduklarını düşünüyorum. Onların açtığı her güzergâhtan, arkadaki bütün edebiyatçılar çok rahat gider. Çünkü bunlar Türk toplumunu, edebiyatını, insanını tanıtır. Bu tanıtma, diğer yazarların da daha rahat tanınmasını getirir. Son 12 yılda aldığımız yolun, nereye gittiğimizin göstergesi kitaplarının çevrisidir.

Diziler?

Sinema, televizyon dünyası, kitap ayrı mecralar. Orhan Kemal’in adını duymamış, ne yazdığını bilmeyen okuyucuya-izleyiciye bir fikir vermesi açısından çok önemli. Orhan Kemal’in toplumsal hafızada tekrardan yer etmesi, canlı tutulması, gündeme gelmesi, kitaplarının yeniden okunup incelenmesi için önemli bir unsur. Ben önemsiyorum. Başlayıp, bitiyor. Bu durum ailemizin parayı çok da ön planda tutmadığının bir göstergesi aslında…
Diziler sayesinde merak edenler Orhan Kemal kitaplarına rahatlıkla ulaşabilirler. Orhan Kemal’i okumaya başladıklarında, hayatlarının değişeceğine inanıyorum. Orhan Kemal onları yüreğinden yakalayacaktır; ömür boyu da o dostluk ve beraberlik sürüp gidecektir. Konuştuğum pek çok kişi aynı şeyi söyler: “Kütüphanemizin en önemli yerinde Orhan Kemal’in kitapları var” Geçenlerde 80 yaşını geçmiş bir Orhan Kemal okuru geldi, “Benim başucumda üç tane Orhan Kemal kitabı hep durur” dedi.
Çok seviyorlar.

 

 


info@orhankemal.org