Ana Sayfa

 
 

Cumhuriyet Kitap - Umran Sölez Tan - 11 Ekim 2012

 

 

ORHAN KEMAL VE MAKSİM GORKİ
 

 

   
 

 

 

“Yalnız işçiler, o, dünyanın her tarafında, herkesten az uyuyan, kadınlı erkekli çoluklu çocuklu kalabalık, onlar kümeler halinde ve yollarda olurlardı. Aralarına katılırdık... Tıpkı onlar gibi, insanlardık.”

“Herkesten evvel işbaşı yapıyor, makinenin bir kenarına ilişiyor, evden getirdiğim esmer somunumu birkaç zeytinle yiyordum. Çok geçmeden öteki işçilerle mürettipler de geliyorlardı ve derhal iş başlıyordu.”  O, Beyrut’lu günlerini böyle anlatır.

Orhan Kemal’in kendini anlattığı bu satırları ya da kitaplarını ne zaman okusam hep bir Gorki okuyormuşum duygusuna kapılırım. Ya da Gorki’nin öykülerinden birinde kesin bir Orhan Kemal okumuş olabileceğim duygusunu yaşarım. Ustanın, Gorki’yi bu denli anımsatması, ya da onun kahramanlarıyla bu denli benzeşir olması beni her zaman coşkulandırır.

O da tıpkı Gorki gibi işler yaparak hayatını kazandı. Tıpkı Gorki gibi insanlığın ortak sorunlarına, sıkıntılarına, umutsuzluklarına değindi, o yüzden hem kendileri hem kahramanları birbirine benzeşti.

Orhan Kemal, kadının toplum ve erkek karşısındaki önemsizliğini, hiçliğini yazıp gösterdi. Erkek ne kadar ad, şan, üstünlük, onur sahibiyse kadının “sütsüz” olduğu düşünülen bir toplumda onun “kadınları” basit ev kadını olmak istemediler. O, onlara çalışmayı işmar etti. Bireyselleşebilmenin tek ve vazgeçilmez koşulu çalışmaktı. Kadın çalışırsa varolabilirdi. Çalışmak kadın için bir yol bir kurtuluştu. O çoğu kez yazdıklarının flaş çabukluğunda değişimin gerekliliğini gösterecek kadar usta davrandı.

“Adana’da çırçır fabrikalarında işçilik, dokumacılık, katiplik, ambar memurluğu yaptı. Adana’ya döndü. Karataş’ta toprak taşıma işinde bir ay amelelik yaptı. Devlet Demiryolları’nda “muvakkat hamal” olarak çalıştı. Bir süre sonra işsiz kaldı…”

Bu yaşamışlıkları bana hep Yetmiş’li yılların coşkusunu verir. O günlerin yüreğimizde bir kardeşmişçesine yer alan umarsız işçilerini ve onların yarınlara olan umutlarını duyabilmek için elim zaman zaman onun kitaplarına uzanır ama kitaplar yetmez! Neredeler?

Gorki ozanların “ öylesine önemsiz yaratıklardan, bizim gibilerden, böylesine büyük imgeler yaratmış ve onları ölümsüzleştirmiş” olduklarını söyler. Orhan Kemal de bunu yapmıştır. O gerçekçi biçemden uzaklaşmadan yaşamın gerçeklerini yazmış, bize insana inanmayı salık verebilmiştir. Baba Evi’nde dediği gibi:

“ Ey açlık! Seni midemde, iliklerimde, kanımın küreyvelerinde duydum. Ve sen, benim iyi, benim şefik ve rahim olan soyum, insan soyu, sen ebedi tokluğu fethedeceksin! ”

O bizdi. Hep bizleri yazdı. İşçi, katip, memur, emekli, üç kağıtçı, hamal, amele, yosma, çamaşırcı, bulaşıkçı, çapacı, ağa, bey, işsiz güçsüz, kadın, kız, gelin, Tatar ağa*, Kabak Hafız* …

Kalemini bir spot gibi kullandı. Işığı onlara tuttu ve bize gösterdi. Bizi bize anlatan kalemlerimizdendi.

Orhan Kemal beni hep Yetmiş’lere götürür…

Teşekkürler üstat!

İyi ki, yaşadınız ve yazdınız!

Elimizde son kalanlardansınız!


 



 


 



 


 

 
 


 

 

        

info@orhankemal.org