Ana Sayfa

Aykırı Sanat  - Mayıs / Haziran 2006 - Mehmet KILIÇOĞLU

 

 

ORHAN KEMAL’İN BENDE ÇAĞRIŞTIRDIKLARI

  

   

Orhan Kemal’i ilk tanımam Murtaza romanını okumamla oldu. 1968’ler Düziçi İlköğretmen Okulu’nda öğrenciyim. Romanı okurken Murtaza’nın göçmen ağzıyla konuşması ilkin hoşuma gidiyor. Bir güldürü romanı okuyorum diye düşünüyorum. Ancak roman bitince, Murtaza’nın kişiliğinde, kapitalizmin acımasız-lığını, bilinçsiz işçinin üretim diyerek, görev namusu diyerek, çocuğunu bile acımasızca öldürdüğünü görüp yürekten yaralanıyorum.

Yine aynı yıllarda okul tiyatro kolunun oynamak istediği 72. Koğuş’ta, Berbat’ı oynamamı istiyor, rehber öğretmen. Önce oynamak istemiyorum. Kaba, küfürlü konuşan Berbat’ı öğretmenim diretince kabul ediyorum. Oyunu bir yıl boyunca güçlüklere katlanarak çalışıyoruz. Tam olgunlaştığı an, Milli Eğitim oynamamıza izin vermiyor. Daha sonra,1980 ,12 Eylül’de polis gözetiminde otuz-kırk gün 72. Koğuş ortamını yeniden yaşıyorum. Hem de gözleri bağlı olarak.

Yüksek okulu bitirince, orta okullarda Türkçe, liselerde  edebiyat öğretmeni olarak çalıştım. Derslerde yazarların farklı yazılarını da okurdum. Bir keresinde, Orhan Kemal’in bir anısını okumuştum. Çok küçük yaşta, babası, ondan Arapça öğrenmesini, Kuran okumasını ister. Her sabah işine giderken, bir bölümü ödev olarak verir. Akşam eve dönünce, onu sınav yapar. Orhan Kemal, oyun oynar, eğlenir, öğrenemez. Baba kızar, ona tokat atar, araya babaanne girer, onu kurtarır. Bir gün babası onu karşısına oturtur:

-Oğlum, herkes okuyamaz. Ama ne olmayı düşünüyorsan, ona karar ver. Doktor mu?  Öğretmen mi? Çöpçü mü? der. Orhan Kemal’de:

-Çöpçü olacağım, der. Baba daha da kızar:

-Nasıl, nasıl benim oğlum çöpçü olacak ha ! der. Tekme tokat ona girişir. Araya girenler elinden zor alır,başka odaya kaçırırlar.

Orhan Kemal, daha sonra o ünlü “ÇÖPÇܔ öyküsünü yazar. Hayvanları seven, mahalleyi temiz tutan, dürüst çöpçü. Yeni belediye başkanı çöpçüyü başka bir işe verir. Çöpçü kendinden çok, bırakıp gideceği atına üzülür. Yakında yavrulayacak olan atına, yeni çöpçünün bakamayacağını düşünür. Kış günü hayvanın, yavrusunun hastalanacağını, rastladığı her mahalleliye anlatır. İşte Orhan Kemal klasiği ; Yaşadıklarından, gözlemlerinden öyküler, romanlar, oyunlar çıkaran bir yazar. Arı duru bir dil yaşanmış sıcacık insan ilişkileri.

2004 yılının karlı bir kış günü İstanbul, Cihangir’deki Orhan Kemal Müzesi’ni geziyoruz, ailemle. Müzede Orhan Kemal’in değişik alanlardaki ünlülerle çekilmiş fotoğrafları, kitap karalamaları, kullandığı eşyaları sergileniyor. Bir de o güne değin  bilmediğim, babasının İstiklal Madalyası. Babası 1. Mecliste Milletvekili ve İstiklal Mahkemesi savcısı olarak başarılı görev yapmış. Bu görevlerinden dolayı Büyük Millet Meclisi tarafından ona İstiklal Madalyası verilmiş. Başkaları ise, Nazım’ın şiirinde söylediği gibi “Orhan Kemal vatan haini” diyor. Nasıl bir vatan hainliği ise?

Geçen mart ayında, Hasan Pulur bir yazısında Orhan Kemal müzesinden söz ediyordu. Müdürü Yadigar Gülyas, saygın bir gazetenin, kadın yazarına davetiye gönderir. Müzeyi gezip görmesini ister. Kadın gazeteci, çok işi olduğunu, ancak müzeyi daha sonraki bir zamanda gezebileceğini bildirip teşekkür eder. Teşekkür yanıtını, 1970’te Sofya’da ölen Orhan Kemal’e iletir. Hasan Pulur usta diyor ki “Cehaletin bu kadarı ancak okuryazarlıkla olur.” Ülkemizin 2006’daki durumu budur, Orhan Kemal. Ne diyebiliriz ki? Işıklar içinde yat.

 

 

info@orhankemal.org

1